19 Ağustos 2014 Salı

(Biga) Pakt Plus Avm - Gönül Kahvesi - Kahve Dükkanı - Cesa Çiğ Köfte

Bayram için Biga'ya gittiğimizde dönüşte annemlere alışveriş merkezine de uğrayalım merak ediyorum demiştim. Bilmeyenler için Biga, Çanakkale'nin bir ilçesi. Bu yüzden benim beklentim pek fazla yoktu. Hatta ilçe için gayet iyi olmuş bence. İçinde benim ilgimi çeken bir şey çıktı mı hayır ama yinede burası için güzel bir yer olmuş. 
İçinde market olarak Kipa var. Diğer mağazalar ise LC Waikiki, Deichmann, Piere Cardin, Samsung, LG, Gratis ve benzeri yerler. Ben özellikle Gratis'e bakmak istiyordum, The Balm ürünleri için. Ama pek içime sinmedi bu yüzden almadım. Bu arada Çanakkale'ye de Gratis açılmış. Yemek olarak ise Burger King, Kufta, pizzacı, İskender var.
Ben eğer dikkatimi çeken bir film olsaydı sinemaya gitmeyi düşünüyordum ama ilgimi çeken bir film yoktu. 
http://www.paktplus.com/
https://www.facebook.com/BigaPaktPlusAvm

Gönül Kahvesi
Biga'da lisedeyken çok severek gittiğimiz bir kahveci vardı. Şu an adını hatırlamıyorum hala var mıdır emin de değilim. Ama gerçekten güzel bir yerdi bence öyle zincir kafelerden olmadığı halde.
Neyse burasını internetten sık sık görüyordum. Bu yüzden burasını denemek istedim. Hem dışarıda hem de içeride yeri var. Biz içeride oturduk çünkü hava çok sıcaktı. İçerisi çok küçük bir yer. Birde çoğu kişi dışarıda oturduğu için şu sıralar içeriye sanırım pek özen gösterilmemiş çünkü çok düzenli değildi.
Biga'da daha önce böyle zincir kafelerden yoktu. İnternetten özellikleri yorumları okudum burası oldukça sevilmiş. Birde kahve üzerine bir kafe olduğundan çeşit çok fazla. 
Burası benim lisemin hemen karşı yolunda bu yüzden liseliler için bu avm hem yemek hemde kafe açısından oldukça güzel olmuş.
Kahvesine geçersek. İlk önce Biga şartlarına göre değerlendirmek istiyorum daha sonra ise genel olarak. Biga'da bu kadar çeşidi yapan çok fazla yer olduğunu sanmıyorum. Daha önce bahsettiğim kahveci bu kadar çok olmasa da çok güzel ve değişik kahveleri vardı. 
Açıkçası ben hiç beğenmedim.  Fındıklı Latte Macchiato söyledim. Bence latte için fazla kahve koyulmuş ama bu benim kendi tercihim. Latte böyle yapılır diye söylemiyorum. Fındık aroması çok kaliteli değildi. Şurup mu koydular yoksa başka bir şey mi bilemiyorum. Köpüğü fena değildi ve üzerine kahve serpilmiş. Ne marka kahve kullanıyorlar çözemedim. Kahve hazırlanılan yerde kahve paketleri vardı ama çıkartamadım. Köpüğünü saymazsak nescafe'den çokta farklı değildi. 
Yanında Gönül kahvesi baskılı bir kaşık çikolata getirdiler. Çikolatası çok kötüydü. Daha önce bahsettiğim kahvecide Ülker napoliten getirirlerdi ve bundan daha güzeldi bence. Tabi böyle bir yer belki de çikolatasını da kendi üretiyordur bilemiyorum şu an.
Ayrıca sunumu da benim çok hoşuma gitmedi. Bu tip bardaklarda da latte sunumu yapılabilir ama bence uzun bardaklarda daha güzel duruyor. Ama tabi bu bardakta uygundur benim çok hoşuma gitmese de ama kulplu olması bana çok saçma geldi. Kulpu öyle bir yerde ki kullanımı da hiç pratik değil. Yanında kaşık getirilmesi güzel. Ama uzun bardakta uzun kaşık daha şık duruyor bence. Ayrıca Sofya'da latte söylediğinizde yanında mutlaka pipette getiriliyor. Kullanıp kullanmamak kişiye kalmıştır tabi ki. Ama rica etsek pipette getirirlerdi eminim bu yüzden bu çokta sorun değil. Bu  arada dikkatimi çeken şey burada hiç karamelize bisküvi getirilmiyor. Türkiye'de getiren yerlerde var mı bilemiyorum hiç dikkatimi çekmedi.
Son olarak ta fiyat konusuna gelirsek; yorumlardan okuduğum kadarıyla pahalı bulunan bir yer. Bence de Biga açısından düşünürsek pahalı. Ama şöyle bir durumda var. Sonuçta burası zincir bir kurum olduğundan belli bir fiyat standardı var ve burada farklı bir menü hazırlamaları mümkün değil bu yüzden fiyat konusundan haklı buluyorum. Ama bence bu kahve bu fiyatı haketmiyor. Şu an bilemiyorum belki Gönül Kahve'sinin başka şubelerinde kalite daha yüksektir. Ben başka bir yerde denememiştim.   
Bu kafe Biga standartları için gerçekten güzel ama bu kadar çok eleştirmemin bir nedeni de bir çok şehirde şubesi olduğundan daha yüksek bir beklentimin olmasıdır.
http://www.gonulkahvesi.com.tr/
https://tr.foursquare.com/v/g%C3%B6n%C3%BCl-kahvesi/51275208e4b0c40e7e0cf090

Kahve Dükkanı
 Kahve Dükkanı ise en üst katta bir stand. Ben Türkiye'ye gelince her gün mutlaka bir Türk kahvesi içerim. Arada da bu sefer olmuş bu sefer olmamış da derim anneme. Annemde madem birde burada iç dedi. Bende aromalı seçenekleri olduğundan denemek istedim. Hürrem seçtim. İçinde hafif damla sakızı kokusu ve tadı var ama artı başka neler var bilemiyorum. Kahve o kadar sıcak ki içmek için baya beklemek gerekiyor bana bu çok ilginç geldi. Açıkçası aromasını da yapısını da beğenmedim kahvenin. Burada oldukça ucuz kahve şaşırtıcı olarak. Çünkü çay bahçesinde bile 2.5'te başlıyor Türk kahvesi burada ise sadece 1 lira.
http://kahvedukkani.com.tr/

Cesa Çiğ Köfte
Biga'ya gelince yemek için sadece Köfteci Akif aklımıza geldiğinden burada yemek yemeği hiç düşünmedik doğrusu. Ama Cesa'yı görünce denemek istedim.
Bir dönem Cesa Çiğ Köfte'yi Sofya'ya getiriyorlardı. Ben eskiden çiğ köfte sevmediğimden hiç denememiştim ve Türkiye'de de bir çok şubesi olduğunu bilmiyordum doğrusu. Ama burada görünce denemek istedim. Zaten rokayı görünce benim için bir artı puan oldu bile. oldukça güzeldi. Ben beğendim. Çiğ köfte konusunda uzmanlaşmış değilim ama bu kuru kuru değildi. 

13 Ağustos 2014 Çarşamba

Ciğer Tava Niyazi Usta - Keçecizade (Edirne)

Edirne'ye gidince babam ciğer yemek ister misin dedi ama sevmediğimi de bildiğinden istersen başka bir şeylere de bakabiliriz dedi. Son dönemde kendimi et konusunda baya aştığımdan tamam ciğer olsun madem dedi. Nereye gidelim diye konuşurken çarşıda birisi yardımcı oldu. Edirne'de en iyisinin Niyazi Usta olduğunu söyledi. Bizde oraya doğru gitmeye başladık. Ama Edirne'de zaten tava ciğerci çok fazla yer göreceksiniz. Özellikle bizim gittiğimiz bölgede neredeyse tüm dükkanlar ciğerciydi.  
 Neyse geldik. İçeriye geçtik. Dışarıda da masalar var ama havalar çok sıcaktı. Neyse ki içerisi serin havadar. Biz üst kata çıktık. Şöyle bir baktığımda baya masa var çok sıkışık ta değil. Biz geldiğimizde boş masalar vardı ama kısa sürede onlarda doldu. Burada sadece ciğer yapıyorlar. Yani ciğer sevmiyorsanız ve arkadaşlarınızla gittiğinizde bende artık başka bir şey yerim diye düşünürseniz başka bir seçeneğiniz olmayacak. 
Ben ciğerden nefret ederim küçüklüğümden beri. Birçok anne gibi benimde annem ye ye diye tuttururdu. Bir kere bir bakayım tadına dedim ve yiyemedim. Ciğer denilince benim aklıma nedense böyle küp küp doğranmış et aklıma geliyor. Ama bunu böyle ince ince görünce oldukça şaşırdım. Yediğimde çokta kötü gelmedi benim için sevmediğim halde. Ama yine de benim için çokta arayacağım bir şey değil. İnce olduğundan güzel pişmiş bana çok yağlı da gelmedi. Sanırım burası fındık yağı ile yapıyormuş internette okuduğum kadarıyla. Ben bundan önce bir ciğerciye gitmedim bu yüzden karşılaştırabileceğim bir yer yok. Ama internette okuduğum kadarıyla bazı ciğercilerde ağır bir koku oluyormuş burada bu söz konusu değil. Biz ayrıca salatada söyleyecektik ama garson zaten biz ortaya getiriyoruz domates, biber falan dedi bizde söylemeyelim o zaman dedik. Yanında getirdikleri sosta güzeldi ama ben pek fazla ihtiyaç duymadım. Yeşil ve kurutulmuş biberde yanında getiriyorlar. Ben kurutulmuş biberi biraz korkarak ta olsa denedim ama çok acı değildi ve değişik bir tadı vardı. Yeşil biberler biraz daha acıydı.
Restoranda güzeldi. Zaten duvarlar oraya gelen ünlülerin fotoğraflarıyla doluydu. 
http://www.cigerciniyaziusta.com.tr/
 Birde Edirne'de Bir çok yerde badem ezmesi ve bademli kurabiye satan yer var. Ben badem ezmesini hiç sevmiyorum. Annemler bari küçük kutu alalım dediler ama alacaksanız kendiniz için alın dedim. Sırf denemek için en küçük 5'li paketini aldık. Ben beğenmedim açıkçası bana hiç hitap etmiyor. Yunanistan aldığımız badem ezmesi gibi değildi. Ama badem ezmesini sevenler bunu da beğenebilir diye düşünüyorum. Satan yerlerin içinde en düzgün Keçecizade duruyordu. Diğer yerler üretim değilde hep hazır paketleri satıyorlardı. 
http://sofyagunlukleri.blogspot.com.tr/2012/08/midilliden-ne-alnr.html
Badem kurabiyesi ise fena değildi ama içinden hep kırık çıktı. Neyse ki ufalanmış falan değildi.  
http://www.kececizade.com/

8 Ağustos 2014 Cuma

Temmuz Ayı Kitapları - Ağustos Ayı Kitap Listesi

Allegiant - Bu kitabında bitmesiyle Divergent serisi bitmiş oldu. İlk kitap gibi diğer kitaplara çok ısınamadım ama yinede sıkıcı diyebileceğim kitaplar değillerdi. Her kitapta işlenen temanın, bir sonraki kitapta dışına çıkıyorlar. Yani birinci kitapta ki tema ile son kitapta ki tema bambaşka. Her kitaptaki konu bir öncekini yıkıyor. Ben bu seriyi ingilizce kitap okumak isteyip ama emin olamayanlara tavsiye edebilirim. Çünkü dili çok sade ve çok akıcı. Sonu fena değildi.
Tek bir seçim
Seni dönüştürebilir
Tek bir seçim
Seni yok edebilir
Tek bir seçim
Kim olduğunu belirler
Birinin korkularını çekip aldığınızda, merhamet duygusunu da almış olursunuz.
Tris Prior'ın bir zamanlar inandığı topluluk sistemi çöküşün eşiğinde. Bu nedenle Tris, yeni bir dünya keşfetme fırsatını tereddütsüz kabul ediyor. Çünkü Tobias'la birlikte çitlerin ötesinde yalanlardan, iç içe geçmiş ilişkilerden ve acı hatıralardan uzak, yeni bir hayat kurma şansı olabilir. Oysa Tris'in öğreneceği gerçekler, ardında bıraktıklarından çok daha tehlikeli. Bildiği her şey anlamını hızla yitirirken, Tris insanın karmaşık doğasını anlamak için savaşmak zorunda. Tabii cesaret, dostluk, fedakârlık ve aşk gibi imkânsız seçimlerle de karşı karşıya.
http://www.dr.com.tr/kitap/yandas/veronica-roth/edebiyat/roman/dunya-roman/urunno=0000000595714

Diğer kitapları e-kitap şeklinde okudum. 

Dudaktan Kalbe - Reşat Nuri Güntekin'in daha önce Çalıkuşu ve Yaprak Dökümü adlı kitaplarını okumuştum. Eski klasik kitaplar açıkçası benim çok fazla ilgi alanıma girmiyor. Hatta evde de okunmak üzere Akşam Güneşi bekliyor ama bakalım artık ona ne zaman sıra gelir. Bu kitaplar çok sayfalı olmuyorlar bu yüzden bana olaylar çok hızlı geçiyor gibi geliyor. Bu kitapta benim çok hoşuma gitmedi açıkçası. Ama okurken de çok sıkılmadım. Yavaş yavaş okudum. Mesela Çalıkuşunu çok beğenmiştim tabi onu okuduğumda ilkokul veya orta okuldaydım ama bu kitapta aynı beğeni olmadı bende.

'Dudaktan Kalbe', özellikle örf tanıtımı ve kişilik canlandırımında başarılı, duygusal, ve sevgi dolu bir roman. Açık, yalın ve gösterişsiz bir anlatışla ve temiz bir İstanbul Türkçe'siyle geniş kitlelere seslenebilen yazarın, ilk ve en ünlü romanı Çalıkuşu düzeyinde bir kitap. Şarkılara,filmlere, nostaljik romantizmimize bolca konu olmuş aşkların unutulmaz romanlarından biri. 

http://www.dr.com.tr/Kitap/Dudaktan-Kalbe/Resat-Nuri-Guntekin/Edebiyat/Roman/Turk-Klasik/urunno=0000000052618


Piraye - Bir kaç yıl önce Canan Tan'ın internette çok adını duyduğumdan kitap almaya gittiğimde rafta görünce sırf tarzı nasıldır diye merak ettiğimden almıştım. Kitabın adı Yüreğim Seni Çok Sevdi idi. Aslında kitapları bana anlatım açısından çok basit geldi. Hikayeleri biraz fazla klişe ama okumaya başladığınızda çok kolay gidiyor kitap. Beğendim mi evet ama beni etkileyen kitaplar olmadı. Bu hikayelere birçok Türk Türk dizisinden aşinayız zaten. Mesela Yüreğim Seni Çok Sevdi'de şiirlere yer verilmesinden dolayı da çok sevmiştim. Bu kitabında başında şiirlere yer veriliyor ama bunda biraz daha az. 
İki kitap arasında bir çok benzerlik bulunuyor. 
İki kitapta üniversiteye yeni başlayan iki kızı anlatıyor. YSÇS'de (kısaltıyorum biraz uzun kitabın adı) kız babasının okuduğu üniversiteye başlıyor. Piraye'de ise kız babasının mesleğiyle aynı mesleği seçiyor. İki kitapta'da kızın ailesi orta sınıfın biraz üstünde, kızının kararlarını destekleyen aileler. İki kitapta da kızın sevgilisi aşırı zengin ve geleneksel yapıda bir aileye sahip. Ve iki aile arasında büyük farklar kitabın ana temasını ortaya çıkan zorlukları işliyor.
Bu kitap zaman geçirmek için ideal ama farklı şeylere arayanların beklentilerinden çok uzakta.

Okudukça, dizelerin anısına dalıp kendimden geçtikçe, tehlikeli bir biçimde özdeşleşiyordum Piraye'yle.

Tiyatro sahnemde, bundan sonraki rolüm belliydi artık. Nâzım Hikmet'in Piraye'si rolünü oynamak...
Peki bana eşlik edecek oyuncu kim olacaktı?
Bunu düşünmek bile anlamsızdı; karşımda Sazım vardı ya...
Şiir Yüzlü Piraye... kendi yazdığı senaryolarda yaşıyor.
... Kim olursa olsun; evleneceğim insan, benim varlığımı yok sayarak bir başkasıyla beraberlik yaşayacak ve ben buna seryirci kalacağım ha...
Yazgıymış! İnanmıyorum yazgıya falan... Onu yaratan da, şekillendiren de bizleriz. Benim yazgım kendi çizeceğim yoldur! O yolda beraber yürümeyi kabullendiğim insanı da kimseyle paylaşamam ben...
Yazgıya bile kafa tutacak kadar yürekli... Özgürlüğe âşık!
Ancak, başkaları tarafından yerinden oynatılan kilometre taşlarının, gene başkalarınca gelişigüzel dizilmesiyle önüne serilen yolda yürümeye mecbur bırakılınca... İşler değişiyor.
... Hiç hayıflanma, o şiirsellikten uzak düştün diye. Gözlerini aç ve o günlerde göremediğin gerçeği gör artık...
Nâzım da o sevda yüklü dizelerini eliyle bir kenara itip, daha sıcak bulduğu kollara koşmamış mıydı?
Haşim'in yaptığı, onunkinden çok mu farklı?
... Kendince tanrılaştırdığın, tapınmaktan gurur duyduğun putların, gerçekte basit birer taş parçası olduğunu ne zaman kavrayacaksın?
Ama. gönlün gerilerde bir noktaya takılı kaldıysa eğer, sevinebileceğin bir gerçeklik duruyor orada.
İşte şimdi, Nâzım'm kızıl saçlı Piraye 'siyle tam olarak özdeşleştin.
Kutlu olsun.
Fırtına gibi bir yaşam öyküsünün başoyuncusu oluveriyor Piraye...
http://www.dr.com.tr/Kitap/Piraye/Canan-Tan/Edebiyat/Roman/Turkiye-Roman/urunno=0000000144347


Eroinle Dans - Aslında kitap benim ilgi alanımın tamamen dışında ama bir Canan Tan kitabı olduğundan ve yukarıda açıkladığım gibi kolay okunacağından başladım bu kitaba. Kitap yine diğer iki kitap gibi üniversiteye yeni başlayan bir kız hakkında ama buradan sonra konusu biraz daha farklılaşıyor. Eylül yakın arkadaşında bir şeylerin yanlış olduğunu anladığında, onu korumak için bazı ortamlara giriyor ama olaylar farklılaşmaya başlıyor.
Bu kitaba da eh işte diyebilirim. Baş karakterin davranışları bana çok gerçek dışı geldi.

Piraye romanının yazarından hüzünlü ve bir o kadar da düşündürücü bir kitap
"Çok şaşıracaksın ama... Sana olan tutsaklığım buraya kadar Eroin! Vedalaşmamızın zamanı geldi.
Her şey ne güzel başlamıştı oysa... Yepyeni ufuklar açmıştın önüme. Bulutların üzerine çıkarıp özgür bırakmıştın beni.
Bambaşka bir özgürlüktü bu; çevremdekilerden farklı kılan, sıkı sıkıya bağlanmaya değer çekici, vazgeçilmesi güç bir büyü... Asıl tutulduğum da buydu galiba.
Eros, dedim sana! Aşk tanrım oldun benîm. Mutluydum kollarında...
Beni dansa kaldırdığında, geri çeviremedim; tam tersine havalara uçtum sevincimden...
Ayaklarımızın uyumu harikaydı. Bana bırakmıştın kendini, istediğim gibi yönetebiliyordum seni. Hep böyle sürecek sandım...'
"...Tüm sorumluluğu sana yüklemek haksızlık olur.
Nereye sürüklendiğim belliydi, gene de koştum peşinden. Canımdaki canı çekip alman da ders olmadı bana. Senden kaçarken, sana sığındım.
Yaptığımızın ölüm dansı olduğunu bile bile, kollarındaki sarhoşluğumu sürdürdüğüm için ben de en az senin kadar suçlu değil miyim?
Ama bitti artık... Ölüm dansı tek kişiliktir!
Bundan sonrasında bana eşlik edemeyeceksin.
Ölümüm senin elinden olmayacak Eroin!
Bu zevki tattırmayacağım sana..."
Eroinle ölümüne dans!
Bitti, deseniz de bir yerlerde sürüyor hâlâ.
Değişen, yalnızca dans edenler...

http://www.dr.com.tr/kitap/eroinle-dans/canan-tan/edebiyat/roman/turkiye-roman/urunno=0000000189186

Women's Health'i zaten artık her ay almaya başladım. Gelince Uykusuzda almaya başladım ama acaba ciltlerini alsam mı diyorum ama sanırım bir daha ki sefere alacağım. Uykusuz Yaz çok hoşuma gitmedi açıkçası. Geçen yazda çok beğenmemiştim. 
New Beauty ise Women's Health'ın içinde reklamını görünce merak etmiştim. Aylık değilde sezonluk bir dergi. İçi baya dolu yani yarısından fazlası reklam olan kalın dergilerden değil. Bir kısmını okuduğum ama bana tam anlamıyla hitap etti diyemem. Bişr daha almam büyük ihtimal.

Okunacaklar Listesi
Bu ay ne kadarını bitiririm bilmem ama aklımda olan kitaplar bunlar.
A Clash of Kings - Bu kitabın üzerini baya kitap bitirdim. Hatta bir süre ara verdim. Kitap gerçekten güzel ama ben çok hızlı okuyamıyorum bu kitabı. Bunu dizisini izlemiş olmama da bağlıyorum biraz ama tam eminde değilim. Umarım bu ay biter.
Krallar çarpışırken tüm diyar titrer...Alev ve kan rengine bürünmüş bir kuyruklu yıldız, gökyüzünü baştan başa kaplamıştır. Ejderha Kayası'nın kadim kalesinden, Kışyarı'nın haşin topraklarına kadar korkunç bir keşmekeş hâkimdir. Altı güç, Demir Taht'ı ve parçalanmış Yedi Krallık'ı ele geçirmek için kıyametvari bir savaşa hazırlanmaktadır. Gecenin karanlığında ölüler yürümekte, kardeş kardeşi katletmektedir. Bir akıl şövalyesi, tehlike saçan bir büyücü kadını zehirlemek peşindedir. Bir prenses, öksüz oğlan kılığında dolaşmakta; Ay Dağları'nın vahşi adamları, yağma için inmektedir. Kardeş katli, zillet, simya ve kıyımla ilerleyen bu macerada zafer, kılıcı ve kanı en soğuk olanların dahi olabilir... 
http://www.dr.com.tr/Kitap/Buz-ve-Atesin-Sarkisi-2-Kitap-Krallarin-Carpismasi-Kisim-1/George-R-R-Martin/Edebiyat/Roman/Fantastik/urunno=0000000376883
http://www.dr.com.tr/Kitap/Buz-ve-Atesin-Sarkisi-2-Kitap-Krallarin-Carpismasi-Kisim-2/George-R-R-Martin/Edebiyat/Roman/Fantastik/urunno=0000000376884

Göçebe
http://www.dr.com.tr/Kitap/Gocebe/Stephenie-Meyer/Edebiyat/Roman/Korku-Gerilim/urunno=0000000293913

Hasret Hasret en büyük esarettir
Gittin...
Bir yemin kaldı aramızda
Yarısı senin
Yarısı benim... 
Hasret, izleri Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet öncesi döneme uzanan, gerçek yaşamdan alınmış kırık bir aşkın ve ömür boyu süren hasretin öyküsü.
Müslüman bir bey oğluyla bir Rum kızının tüm engellere rağmen filizlenen sevdası, önüne çıkan ne varsa yakıp yıkacak güçte bir kora dönüşür. Ancak ayrılık kaçınılmazdır.
Lozan Antlaşması'nın öncesinde imzalanan Mübadele Sözleşmesi, bir buçuk milyona yakın insanı yerlerinden yurtlarından ederken, geride parçalanmış hayatlar, boynu bükük aşklar ve nesiller boyu sürecek hasret hikâyeleri bırakacaktır.
Tıpkı Tacettin'le Patricia'nın hikâyesi gibi...

http://www.dr.com.tr/Kitap/Hasret/Canan-Tan/Edebiyat/Roman/Turkiye-Roman/urunno=0000000434703

Bir Psikiyatristin Gizli DefteriGerçek hikâyeler kurgudan çok daha tuhaftır, Dr. Gary Small da bunu gayet iyi biliyor. Psikiyatriyle ve insan beyni üstüne çığır açıcı araştırmalarla geçen otuz yıl içinde Dr. Small pek çok şey görmüş. Şimdi ofisinin kapılarını açmaya ve kariyerinin en gizemli, ilginç ve tuhaf hastalarını anlatmaya hazır.
Bu kitap bir psikiyatristin zihnine ve onun giderek gelişim gösteren mesleki yaşamına yapılan aydınlatıcı bir yolculuk. Aynı zamanda bu branşın ve daha önce görülmemiş, tanısı koyulmamış çeşitli akıl hastalıklarının perde arkasına da bir bakış… Kitabı okurken kendinizi, bizi insan yapan şaşırtıcı tuhaflıklar üstüne düşünürken bulacaksınız.
http://www.dr.com.tr/Kitap/Bir-Psikiyatristin-Gizli-Defteri/Gary-Small/Egitim-Basvuru/Psikoloji-Bilimi/urunno=0000000434279

This Week #14

Aslında bu yazıyı daha Sofya'dayken yazacaktım ama hiç zamanım olmadı bu yüzden bu zamana kaldı. Yaban mersini bir çok yerde aramıştım ama bulamamıştım daha önce. Ama sonradan sergilerde görünce alayım dedim. Bunlar plastik bardakta satılıyor. Çok büyük değiller ve içinde fazla olmuşları var yani genel olarak çok iyi değildi ama bulmuşken alayım dedim. Ayrıca ahududu da aldım. Aslında smoothie yapmak niyetindeydim ama öyle yedim yapamadan. Artık geri dönünce yine bulabilirsem alacağım. Bu arada A Song of Ice and Fire serisinin 3. kitabının 2. bölümü bende eksikti. Ben olan serinin basımından bulamadım hiç bir yerde bu yüzden başka bir basım almak zorunda kaldım.  
Daha önce Türkiye'den profiterol karışımı getirmiştim ama bir türlü yapma fırsatı bulamadım. Sonunda yaptım güzelde oldu.
Hep söylerim en sevdiğim öğün kahvaltıdır ama çok ender kahvaltı yaparım. Ben çok çeşitli kahvaltıları seviyorum ama tek kişilikte olmuyor doğrusu. Bu arada ilk defa örgü peyniri aldım buradan. Daha önce hiç dikkatimi çekmemişti. Çeşnili olanları da vardı ama ben sade olanını aldım ve çok hoşuma gitti. Yine almayı düşünüyorum.
Ben bu tür içecekleri hiç almıyorum bir alışkanlık olmadığı için bende ama bunu görünce dikkatimi çekti. Nestea'nin kiraz çiçeklisi. Güzel değişik bir tadı var. İlkbahara özel sınırlı üretimmiş. Zaten son bir tane vardı onu da ben almıştım başka marketlerde kalmış mıdır bilmem.
Sonunda balmumunu tamamladım ama hala mum fitili sorunu var. 
Nasıl yapılır; http://sofyagunlukleri.blogspot.com.tr/2014/08/balmumundan-mum-nasl-yaplr.html
Markette İsviçre çikolatası görünce acaba alsam mı diye düşündüm çünkü ambalajları çok dandik görünüyordu ama yinede alıp denemek istedim. İkisi de hoşuma gitmedi. 
İlk içildiğinde şerbetimsi bir tadı var ve daha sonradan acılaşıyor bu yüzden hiç sevmedim.
Daha önceden Tabule'den mezeler aldığımdan bahsetmiştim. Mimas ile sahipleri aynıymış. Bu yüzden Mimas'tan da alabiliyorsunuz. Baya seçenek var. Ben tabuleyi daha önceden sevdiğim için yine aldım. Baba Ganuş patlıcanlı bir salata. İçinde tatlımsı bir tat var bu yüzden bana pek hitap etmedi ama genel olarak kötü de değil doğrusu. Bir diğeri ise tahinli patlıcan. Daha önce acılı patlıcan almıştım beğenmiştim bunu da beğendim. İlk önce tahinli nasıl olur ki diye düşünmüştüm. Ama güzel oluyormuş. Mimas bir dönerci. Ben daha önce buradan hiç döner yemedim ama baya beğenilen bir yer.
Döküm tavada et gerçekten çok güzel oluyor. Et sevenler bir döküm tava edinmiş olmaktan pişman olacaklarını sanmıyorum.
http://sofyagunlukleri.blogspot.com.tr/2014/08/dokum-tavada-et-nasl-yaplr.html
Hamburgerde fena olmadı.
Hemlock Grove'a ise yeni başladım. Kurtadam ve vampir konularını daha farklı anlatıyor. Biraz garip bir dizi. Herkesin beğeneceği bir dizi olduğunu sanmıyorum.