14 Eylül 2014 Pazar

This Week #16

 Türkiye'den ekler karışımı getirmiştim. Unutmadan da yapayım dedim. Bazıları yağlı kağıda yapıştı, o biraz kötü oldu ama tat olarak beğendim. Hatta bazılarını muzlu yaptım. Simit Sarayında muzlu ekleri denemiş beğenmiştim. Çikolata sosu beklediğim gibi toz karışım değil damla çikolataydı. Bu bence güzel oldu.
 Kuru yemişler günlük ara öğünler için çok güzel bir alternatif. Tabi fırınlanmamış ve tuzlanmamış olması ve günde 30 gramı geçmemek kaydıyla. İtiraf etmem gerekir ki ben sanırım günde 30 gramı geçiyorum. Aslında mutfak kantarı almak istiyorum ama çokta gerekli mi biraz şüpheli çünkü bir kaç kere kullanıp bir köşeye atabilirim.
Brezilya cevizini günde 3-4 tane yemek sağlıklı saçlar için bir ipucu :)
 Sonunda yaban mersinine kavuştum. Sanırım sezonu çok kısa çünkü yaz tatiline gitmeden önce bir yerde bulmuştum ama çok kötüydü. Şimdi neyse ki markette 125 gramlık paketlerde satılıyor. Kilo bakımından düşünürsek fiyatları biraz yüksek ama günlük bir avucu geçmemek gerekiyor zaten bu yüzden bir paket bile uzun süre size yetiyor.
Aklımda krep yapmak vardı ve internetten bakayım dedim evdeki malzemeler yeterli olacak mı baktım gerekli malzemeler hem çok az hem de yapması çok basit. Maple Syrup, her Remedium'a gittiğimde alsam mı almasam mı arada kaldığım bir şey. Hala almadım ama kreplerde kullanımı çok yaygın.
Videolu yapımı;
http://www.bbcgoodfood.com/technique/how-make-american-pancakes
Studentski Grad'ta bir Türk Kasabı var oldukça beğeniliyor. Benimde aklımda oradan almak vardı ama bunca zaman hep erteledim. Geçen gün Studentski Grad'ta işim olunca hazır gelmişken ette alayım dedim. Antrikot aldım ama nasıl yapılır hiç fikrim yoktu. Aslında fırında yapmak niyetindeydim ama internette küçük bir araştırmayla fırında da yapılsa öncesinde tavada mühürlemek gerekiyormuş. Aldığım gün yaptığımda herhangi bir terbiye yapma imkanım olmadı sadece deniz tuzu ekledim. Ve seramik tava da yaptım.Hoşuma da gitti doğrusu.
 Her zaman söylerim kahvaltı da bol çeşitten yanayım ama malesef evde öyle olmuyor. Neyse ki bu günlerde çoğunlukla kahvaltı yapabildim. Okul zamanı hiç yapma imkanım olmuyor.
Bu arada ekmek tercihimi değiştirip, tam buğdaylı ekmeğe yöneldim. Baya iyi de oldu. Zaten tam tahıllı ekmekler tavsiye ediliyor.
Her okul başlangıcı böyle bir set alırım. Bu da beni tüm yıl götürür. Bu kalemleri yazı için değilde alt çizmek için kullanıyorum çünkü fosforlu kalemleri sevmiyorum.
Ve ikinci denemem. Bu sefer zeytinyağlı, baharatlı bir terbiye yaptım. Ayrıca fırında baharatlı patates yaptım ki, benim favorilerindendir. Salataya çekirdek içi ekliyorum evde oldukça. Bunu Olive's'in bir salatasında denemiştim ve çok hoşuma gitmişti. Arada kaju da eklediğim oluyor.


Let's Be Cops - The Mall'da ki Arena Cinema'da filmlere bakarken en iyi seçim bu gibi görünüyordu. Biletleri 1,5 saat önceden almamıza rağmen ancak önden ikinci sırada yer bulabildik.
Komedi filmlerini açıkçası evde açıpta izlemem. Ama sinemada çok eğlenceli oluyor. Şu sıralar fragmanını izlediğimde beğenmediğim ama filmi izleyip bayıldığım çok fazla komedi filmi var.
Bu filmde polis üniformasıyla bir partiye katılan iki yakın arkadaş, parti çıkışı kendilerinin gerçek polis sanılmasıyla aslında polis olmanın çok eğlenceli olabileceğini fark ederler. Ve polis üniforması giymeye devam ederler ama iş çığrından çıkar.
Ayrıca Nina Dobrev'i küçük bir rolle görüyoruz.

The Giver - İzole bir toplumu anlatıyor film. Jonas, hafıza alıcısı (receiver of memory) seçildikten sonra, onlardan alınan hisleri, duyguları tecrübe etmeye başlar.
Bu film, kitaptan uyarlamaymış. Kitabı da okunacaklar listeme eklendi, öncelikli okuyacağım kitaplar sonrası için. 
Bu film, genel olarak benim hoşuma gitti. Fragmanını izlediğimde Divergent'e benzettim ama çok benzer demek bu filme haksızlık olur çünkü tamam bu filmde izole bir toplumu anlatıyor ama tek benzerlikleri bu.
A Clash of Kings - Bu kitabı bitireli baya zaman oldu.  Başladığımda çok hızlı ilerleyebildiğim bir kitap olmadı. Bunun üzerine baya kitap bitirdim ama sonlarına doğru baya hızlı okudum. Üçüncü kitabına başladım ama şu sıralar pek fazla kitap okumuyorum o artık ne zaman biter bilemiyorum.
Hasret - Canan Tan'ın okuduğum diğer kitaplarına göre, bu kitabı biraz daha değişik buldum. Konusu, anlatılışı bakımında. Karşılıklı mübadele dönemini anlatıyor. Fena değil diyebileceğim bir kitaptı.
Bu hafta spora başladım. Umarım yine bırakmam. Ben spor salonu olayında çok sıkılıyorum birde ne yapsam çok bilemiyorum. Gerçi daha önce eğitmenle birlikte de çalıştım ama yinede sıkıldığım bir konu. Bu yüzden daha çok ders arayışı içindeydim. Bu yüzden daha önce arkadaşımında gidip bana tavsiye ettiği bir yeri incelemeye başladım. Bana en uygun şubesini seçtim. Evime yakın değil ama ulaşımı kolay.
İlk hafta sadece Power Yoga'yı denedim. Power Yoga aslında Gym Yoga olarak ta tanımlandırılıyor. Yogaya biraz daha efor eklenmiş hali de diyebiliriz. Başta nedir diye bakayım dedim blog yorumu bulamadım Türk Blogger'lardan. Ama ekşisözlükte yorumları okuyunca acaba gitmesem mi dedim. Çünkü spora alışkın olanlar için bile ağır olduğu yazılmış. Ama yinede git dene dedim kendime. İyi ki de denemişim. Zorlandığım yerler oldu ama çok sevdim. 50 dakika su gibi akıp geçiyor. Ben hareketlerin neredeyse hepsini Blogilates ile denemiştim daha önce. 
http://sofyagunlukleri.blogspot.com/2013/07/blogilates-beginners-calendar-week-1.html
Gelecek hafta ki programım kesinlikle okuluma bağlı. En azından saat kaça kadar dersim olduğunu öğrenip ona göre bir program hazırlayacağım. Tabi daha sonra Almanca kursumda başlayacak ve bu yüzden salı ve perşembeleri ayırmam lazım bu yüzden büyük ihtimal power yogaya devam edemeyeceğim çünkü sadece salı ve perşembe dersleri var.
Aklımda Total Body Workout, Pilates ve Yoga var.

10 Eylül 2014 Çarşamba

This Week #15

 Bu hafta yazısı baya geçe kaldı çünkü acaba yazsam mı yoksa yazmasam mı bir çelişki içindeydim. Çünkü basit görünen bir yazıyı bile yazması zaman alıyor ki ben profesyonel bir şekilde (işte resim düzenleme gibi daha ayrıntılı çalışmalar) yapmadığım halde. Neyse yinede zamanım oldukça yazacağım ekstra bir zaman ayırmadan.
Bu hafta yazısı benim Türkiye'de ki son haftalarımın yazısı. Şu an Sofya'dayım buranın yazısı da daha sonra gelecek.
Ben antep fıstıklı çikolataya bayılıyorum ve bu konuda Ülker'i daha çok seviyorum. Nestle çikolataları bana pek hitap etmiyor. Ben burada çok fazla çikolata yediğimden ayrıca Türkiye'de de yemiyorum ama bu sefer baya abarttım bunu. Çünkü Lindt'in bile fıstıklı çikolatasını geçer benim şahsi fikrime göre.
 Her zaman ki Sofi ile baya zaman geçirdik. Hem yazlıktayken hem de Çanakkale'deyken. Kendisi hiç bir taranma fırsatını kaçırmıyor.
 Yıllar sonra yazlıkta vakit geçirdim. Ben yazlık falan hiç sevmem belki de çok küçüklükten beri çoğu zaman zoraki gitmek durumunda kaldığımdandır. Ama bu sefer madem bir süre kalalım dedim çünkü annemler ben istemiyorum diye Çanakkale'ye dönüyorlar yazlıktan ben geleceğim zaman. Bu iki hafta süresinde yalnızca bir defa denize gittim. Ama güneş kremlerini çok beğendim denize gitmesem de günlük hayatımda kullanıyorum.
 Women's Health'i zaten alıyordum bu sefer rutinime Women's Fitness'ı da ekledim. Özellikle beslenme konuları bu iki dergide de benim çok ilgimi çekiyor.
 Bu sefer Türkiye'ye dönerken bayram zamanına denk geldiğinden Akbulut rezervasyon yapmadıklarını ve bileti almam gerektiğini söyledi. Benimde Sofya'dan Haskovo'da ki bileti almam mümkün değildi. Bu yüzden bende Marmaris Turizm'i aradım ve benim için rezervasyon yaptılar. Annemlere bunu söyleyince annemlerde o zaman biz seni Edirne'den alalım şimdi bayram üstü yoğunluk olur sorun çıkmasın dediler. Bende bunun üzerine Marmaris Turizm'den rezervasyonumu iptal ettirdim ve biletimi Metro'dan aldım.
Normalde Metro Euro otobüslerin koltuk araları çok dar ve hiç rahat değil. Ama bu sefer Suit otobüsü vardı. İkili ve tekli koltukları var ve gerçekten çok konforlu. Metro'yu seçmemde ki neden sefer sayısının çok olması ve benim gündüz yolculuk yapmak istememden dolayı bana sadece Metro uyuyor. Ama Metro malesef Plovdiv ve Haskovo'ya da uğruyor ve buralarda da mola verdiği için yol uzun sürüyor.
Edirne'de Şöyle bir dolaştık ve tavsiye edilen Niyazi Usta Tava Ciğere gittik.
Yazısı; http://sofyagunlukleri.blogspot.com/2014/08/ciger-tava-niyazi-usta-kececizade.html
Şu sıralar Uludağ'ın sade gazozunun eski şişesi çıktığından benimde deneme imkanım oldu. Normalde böyle içecekler içen bir insan değilim. Ama Türkiye'de bir kaçamak yaptım. Uludağ'ın hem normal olanını hemde şekersiz olanını denedim. Normal olanını beğendim. Niğde gazozunu da internette hep görüyordum. Benzinlikte görünce onu da denedim fena değil ama Uludağ bence daha iyi.
 Gönül Kahvesi'ni Biga'da ki arkadaşlarımın yer bildirimlerinden görüyordum bu yüzden de merak ediyorum ama pek beğenmedim.
http://sofyagunlukleri.blogspot.com/2014/08/biga-pakt-plus-avm-gonul-kahvesi-kahve.html
Edirne'den bademli kurabiye'yi de Keçecizade'den aldık.
http://sofyagunlukleri.blogspot.com/2014/08/ciger-tava-niyazi-usta-kececizade.html
 Burger King kornet külahında dondurmada yapıyor artık. Aslında çokta denemek içimden gelmiyordu ama annemler ısrar edince tamam madem dedim. Külahı beklediğimden iyi çıktı. Zaten dondurması krem şantiden hallice.
Hazır erişteleri ne kadar sevsem de içerikleri pek iç açıcı değil bu yüzden artık almıyorum veya çok ender bir tane alıyorum ama Türkiye'de Nudo'nun içeriğine bakınca hiçte fena değil dedim. Monosodyum glutamat, yapay renklendirici veya yapay koruyucu içermiyor. İçinden kurutulmuş sebze, yağ, ve çeşniler çıkıyor. Üzerine sıcak su dökülerek yapılanlardan değilde kaynatılarak yapılanlardan bu. Ben genel olarak beğendim. Ama içinde tatlımsı bir baharat var ve bu benim pek sevdiğim bir şey değil sadece beğenmediğim tarafı bu oldu.
Bir diğer denediğim ise bu oldu. Ben toz şeklinde domates soslu şeyleri sevmiyorum çünkü tadı bana ketçabı andırıyor. Ama bunun başka çeşidi yoktu. Sırf makarnanın şekli değişik diye denemek istedim makarna güzel ama dediğim gibi domatesli olmasını sevmedim. Ben domatesli makarnaya bayılıyorum ama gerçek domatesle hazırlanırsa.
Tabi ki balığa doydum Türkiye'deyken. Hem yazlıkta hem de Çanakkale'de bolca balık yedim.
Turşu suyu olduğunu görünce hemen denedim tabi. İçinde pek fazla turşu yoktu ama yine de beğendim arada söyleyebilirim yine.
Birde Karabiga'da Cennet Cafe'yi deneme imkanı bulduk. Izgara porsiyon balık söyledik fena değildi. Karidesi ben limonlu söğüş şeklinde seviyorum ama yokmuş tereyağlı yapıyoruz dediler bizde tamam dedik. Domates soslu bir karides geldi. Karidesler aşırı küçüktü ve domates sosu tadını tamamen bastırmıştı. Hiç beğenmedim. Ayrıca yeşil salata var dediler ama daha çok domates salatası gibiydi. Ayrıca çok geç geldi söylediklerimiz artık bize mi öyle denk geldi yoksa burası hep mi böyle bilemiyorum ama hiç beğenmedim.
Latte'den sonra Mocha'nın da çıktığını görünce denemek istedim. Denememde ki neden makinesi olmayanlar için bir alternatif olabilir mi diyeydi. Çünkü köpüklü kahveleri makinesiz yapmak pek mümkün olmuyor. Bunun köpüğünü geçtim çünkü kesinlikle olmuyor tat bakımından da mochanın yanına yaklaşamamış bence sıcak çikolata ile nescafenin çok arasında kalmış. Mantık olarak zaten Mocha öyle değil mi diye düşünülebilir ama bir fark mutlaka oluşuyor. Bence ben bu ürünün alınmasını tavsiye etmem.
Tabi koruk suyu içmeden olmazdı bu sefer Aynalı Çarsının yakınında ki bir kafede içtim bu gerçekten güzeldi. Çünkü bazı yerlerde biraz fazla sulu oluyor ama bu tam kıvamındaydı.
Doğan Pastanesi'nde kesme dondurmayı denedim ve bayıldım. Genel olarak çok dondurma sever bir insan değilim. Ama burası olunca bir kaç istisna yapıyorum. Hem dondurma çeşitleri çok güzel hemde kesme dondurması. Bunu hem eski kordonda ki şubesinde hem de yeni kordondaki şubesinde yedim. Soğuk tabakta servis yapılıyor. Üzerinde çikolata sosu ve bolca Antep fıstığı var.
https://tr.foursquare.com/v/do%C4%9Fan-pastanesi-yeni-kordon/53664dca11d263215d3e9e79
https://tr.foursquare.com/v/do%C4%9Fan-pastanesi/4e2883698877f9158a75e709
Her ne kadar sabah kahvaltı modunda olmayıp annemlerin hadi gidelimlerine karşı sonra diye ertelesem de sonunda kahvaltıya gidebildik. İnternetten küçük bir araştırmayla Poseidon Balık Evi'nin tavsiye edilen yerler arasında olduğunu gördüm.  
Bu yer İntepe'de ve gerçekten kahvaltısı çok güzeldi. Tam benim istediğim gibiydi diyebilirim ayrıca kendilerinin yaptığı hibiskus suyunu ikram ettiler.
Annem burada da Türk kahvesini dene dedi ama ben beğenmedim bana pek hitap etmedi.
Burası benim de kahvaltı için tavsiye edebiliceğim bir yer oldu.
https://tr.foursquare.com/v/poseidon-restaurant--intepe/50facaa1e4b0b74eaa0793eb

Çanakkele'de sinemaya Lucy için gittim. Filmden önce sinema hakkında biraz yorum yapmak istiyorum. Çanakkale'de Carrefour'un içinde Cinemaximum var. İnternette baktığımda baya kötü yorumlar vardı ve bence haklılar da. Alt katta Teksen'in olduğu yerde bu sinema ve zaten alan küçük böyle iyice küçücük oluyor. Ve oldukça bakımsız görünüyor.
Filmi ise ben beğendim. Film bize çok değişik bir şey sunmuyor ve bir çok hava da kalan konu var. Etkileyici bir film değil ama ben sıkılmadığım için kötü de demek istemiyorum. Beklentisiz bir şekilde gitmiştim şaşırtıcı bir sonuçta olmadı. Beğendiğim tek taraf belgesel görüntüleri güzel bir ayrıntı oluşturmuş film için. 
Tabi ki televizyona da baktım. Ben bilgi yarışmalarını çok severim. Bunu da beğendim keşke hafta bir gün değilde daha sık yayınlansaydı.
 İzlediğim diğer bir yarışma ise Alabora oldu. Survivor'ın yarışmalarını beğeniyordum. Yani sadece yarışmaları izle işte yarışmacı kavgalarını falan çıkar benim için idealdi. Bu yarışma ise oyunlar bakımından biraz zayıf kalıyordu ama yaz ekranında olmasına yoruyorum bunu. Onun dışında yarışmacı kavgaları çok gereksizdi. Bence artık bu tür şeyler izleyici sayısını arttırmıyor. Sanırım sonradan yayından kalktı zaten.
Ulan İstanbul ise gerçekten eğlenceli bir dizi. Yorumlarda taklit olduğu yazılıyor. Ben söz edilen yabancı dizileri izlemediğim için bilemeyeceğim.
Kiraz Mevsimi gördüğümde bir dakika bu bana tanıdık geliyor dedim ve acaba deyip baktığımda Gentleman' Dignity'nin versiyonuymuş. Gentleman's Dignity gerçekten de güzel bir diziydi ama bu biraz basit kalmış.
İncir Çekirdeği'ni ise Türkiye'ye dönerken otobüste izledim. Yavaş ilerleyen bir akışı var. Çok beğendim diyemem bana farklı bir bakış açısı vermedi.
Konusu ise; askerden yeni gelen kardeşi mayına basarak ölen Zelal, bu ölümden kendisini sorumlu tutar ve intihar eder. Bu film geriye kalanları anlatıyor.

28 Ağustos 2014 Perşembe

Yesterday When I Was Young



And only now I see how the years ran away

19 Ağustos 2014 Salı

(Biga) Pakt Plus Avm - Gönül Kahvesi - Kahve Dükkanı - Cesa Çiğ Köfte

Bayram için Biga'ya gittiğimizde dönüşte annemlere alışveriş merkezine de uğrayalım merak ediyorum demiştim. Bilmeyenler için Biga, Çanakkale'nin bir ilçesi. Bu yüzden benim beklentim pek fazla yoktu. Hatta ilçe için gayet iyi olmuş bence. İçinde benim ilgimi çeken bir şey çıktı mı hayır ama yinede burası için güzel bir yer olmuş. 
İçinde market olarak Kipa var. Diğer mağazalar ise LC Waikiki, Deichmann, Piere Cardin, Samsung, LG, Gratis ve benzeri yerler. Ben özellikle Gratis'e bakmak istiyordum, The Balm ürünleri için. Ama pek içime sinmedi bu yüzden almadım. Bu arada Çanakkale'ye de Gratis açılmış. Yemek olarak ise Burger King, Kufta, pizzacı, İskender var.
Ben eğer dikkatimi çeken bir film olsaydı sinemaya gitmeyi düşünüyordum ama ilgimi çeken bir film yoktu. 
http://www.paktplus.com/
https://www.facebook.com/BigaPaktPlusAvm

Gönül Kahvesi
Biga'da lisedeyken çok severek gittiğimiz bir kahveci vardı. Şu an adını hatırlamıyorum hala var mıdır emin de değilim. Ama gerçekten güzel bir yerdi bence öyle zincir kafelerden olmadığı halde.
Neyse burasını internetten sık sık görüyordum. Bu yüzden burasını denemek istedim. Hem dışarıda hem de içeride yeri var. Biz içeride oturduk çünkü hava çok sıcaktı. İçerisi çok küçük bir yer. Birde çoğu kişi dışarıda oturduğu için şu sıralar içeriye sanırım pek özen gösterilmemiş çünkü çok düzenli değildi.
Biga'da daha önce böyle zincir kafelerden yoktu. İnternetten özellikleri yorumları okudum burası oldukça sevilmiş. Birde kahve üzerine bir kafe olduğundan çeşit çok fazla. 
Burası benim lisemin hemen karşı yolunda bu yüzden liseliler için bu avm hem yemek hemde kafe açısından oldukça güzel olmuş.
Kahvesine geçersek. İlk önce Biga şartlarına göre değerlendirmek istiyorum daha sonra ise genel olarak. Biga'da bu kadar çeşidi yapan çok fazla yer olduğunu sanmıyorum. Daha önce bahsettiğim kahveci bu kadar çok olmasa da çok güzel ve değişik kahveleri vardı. 
Açıkçası ben hiç beğenmedim.  Fındıklı Latte Macchiato söyledim. Bence latte için fazla kahve koyulmuş ama bu benim kendi tercihim. Latte böyle yapılır diye söylemiyorum. Fındık aroması çok kaliteli değildi. Şurup mu koydular yoksa başka bir şey mi bilemiyorum. Köpüğü fena değildi ve üzerine kahve serpilmiş. Ne marka kahve kullanıyorlar çözemedim. Kahve hazırlanılan yerde kahve paketleri vardı ama çıkartamadım. Köpüğünü saymazsak nescafe'den çokta farklı değildi. 
Yanında Gönül kahvesi baskılı bir kaşık çikolata getirdiler. Çikolatası çok kötüydü. Daha önce bahsettiğim kahvecide Ülker napoliten getirirlerdi ve bundan daha güzeldi bence. Tabi böyle bir yer belki de çikolatasını da kendi üretiyordur bilemiyorum şu an.
Ayrıca sunumu da benim çok hoşuma gitmedi. Bu tip bardaklarda da latte sunumu yapılabilir ama bence uzun bardaklarda daha güzel duruyor. Ama tabi bu bardakta uygundur benim çok hoşuma gitmese de ama kulplu olması bana çok saçma geldi. Kulpu öyle bir yerde ki kullanımı da hiç pratik değil. Yanında kaşık getirilmesi güzel. Ama uzun bardakta uzun kaşık daha şık duruyor bence. Ayrıca Sofya'da latte söylediğinizde yanında mutlaka pipette getiriliyor. Kullanıp kullanmamak kişiye kalmıştır tabi ki. Ama rica etsek pipette getirirlerdi eminim bu yüzden bu çokta sorun değil. Bu  arada dikkatimi çeken şey burada hiç karamelize bisküvi getirilmiyor. Türkiye'de getiren yerlerde var mı bilemiyorum hiç dikkatimi çekmedi.
Son olarak ta fiyat konusuna gelirsek; yorumlardan okuduğum kadarıyla pahalı bulunan bir yer. Bence de Biga açısından düşünürsek pahalı. Ama şöyle bir durumda var. Sonuçta burası zincir bir kurum olduğundan belli bir fiyat standardı var ve burada farklı bir menü hazırlamaları mümkün değil bu yüzden fiyat konusundan haklı buluyorum. Ama bence bu kahve bu fiyatı haketmiyor. Şu an bilemiyorum belki Gönül Kahve'sinin başka şubelerinde kalite daha yüksektir. Ben başka bir yerde denememiştim.   
Bu kafe Biga standartları için gerçekten güzel ama bu kadar çok eleştirmemin bir nedeni de bir çok şehirde şubesi olduğundan daha yüksek bir beklentimin olmasıdır.
http://www.gonulkahvesi.com.tr/
https://tr.foursquare.com/v/g%C3%B6n%C3%BCl-kahvesi/51275208e4b0c40e7e0cf090

Kahve Dükkanı
 Kahve Dükkanı ise en üst katta bir stand. Ben Türkiye'ye gelince her gün mutlaka bir Türk kahvesi içerim. Arada da bu sefer olmuş bu sefer olmamış da derim anneme. Annemde madem birde burada iç dedi. Bende aromalı seçenekleri olduğundan denemek istedim. Hürrem seçtim. İçinde hafif damla sakızı kokusu ve tadı var ama artı başka neler var bilemiyorum. Kahve o kadar sıcak ki içmek için baya beklemek gerekiyor bana bu çok ilginç geldi. Açıkçası aromasını da yapısını da beğenmedim kahvenin. Burada oldukça ucuz kahve şaşırtıcı olarak. Çünkü çay bahçesinde bile 2.5'te başlıyor Türk kahvesi burada ise sadece 1 lira.
http://kahvedukkani.com.tr/

Cesa Çiğ Köfte
Biga'ya gelince yemek için sadece Köfteci Akif aklımıza geldiğinden burada yemek yemeği hiç düşünmedik doğrusu. Ama Cesa'yı görünce denemek istedim.
Bir dönem Cesa Çiğ Köfte'yi Sofya'ya getiriyorlardı. Ben eskiden çiğ köfte sevmediğimden hiç denememiştim ve Türkiye'de de bir çok şubesi olduğunu bilmiyordum doğrusu. Ama burada görünce denemek istedim. Zaten rokayı görünce benim için bir artı puan oldu bile. oldukça güzeldi. Ben beğendim. Çiğ köfte konusunda uzmanlaşmış değilim ama bu kuru kuru değildi.