19 Ekim 2014 Pazar

Spor #1

Spor salonuna başlayalı bir ayı geçti. Hala okuldan dolayı tam istediğim gibi gidemedim ama hiç yoktan da iyidir. Hafta üç gün falan gidebiliyorum. Aslında hedefim hafta da 4 ama okul ve kurstan dolayı ve bazen de okul çok fazla yorunca içimden gitmek gelmiyor.
Benim gittiğim spor salonu biraz evime uzak ama burayı seçmemde ki asıl etken derslerinin olması yani sadece spor aletleri için gitmek istemiyorum.
https://athletic-bg.com/
Salondan oldukça memnunum. Özellikle derslerden ama acaba eğitmen ile de çalışsam mı diye düşünüyorum. Çünkü tamam dersler iyi güzel de fitness anlamında hiç bilgim yok ve bilinçsizce çalışmak istemiyorum açıkçası. Ama hala bu aklımda bir seçenek olarak duruyor.

Power Yoga - Daha önce de bahsetmiştim. Şu sıralar kursumdan dolayı gidemiyorum ama onun yerine yogaya gidiyorum.
Yoga - Bu sefer farklı bir hoca ile çalışıyoruz. Power yoga ile kıyasladığımda bu daha çok denge ve esnekliğe dayanıyor. Açıkçası ilk denediğimde beni Power Yoga'dan daha çok zorlamıştı ama şu an severek gittiğim bir der diyebilirim.
Pilates - Ne yazık ki saatleri benim okuluma çok uymadığından şu sıra çok gidemedim ama şunu farkettim ki hoca farklı olduğunda dersler de tamamen farklı oluyor. Hafta sonu dersinde farklı bir hoca vardı ve tamamen pilates topu ile çalıştık. Ve kesinlikle beni zorladı. Biraz herhalde güvensizlikten de dolayı topla dengeyi sağlamak bana çok zor geldi. Ama cumartesi günleri olduğu için büyük ihtimal bu derse gitmeye devam edeceğim.
Ve bir türlü deneme imkanı bulamadığım Total Body Workout var. Daha önce Total Body Workout videoları ile çalışmıştım ve yoğun bir çalışma programı olduğunu biliyorum. En azından haftada bir günü buna ayırmak istiyorum.
http://yogawithadriene.com/ 
Şu sıralar yoga ile baya ilgili olduğumdan youtube'dan yoga videosu ararken bu videolarla karşılaştım. Henüz çok ayrıntılı hepsini denemiş değilim ama ilk izlenimim olumlu. Salona gidemediğim günlerde zaman buldukça denemeyi düşünüyorum.

Bisiklet ve koşu yaparken tabi ki müziğe ihtiyaç duyuyor insan bu yüzden de workout playlistleri benim çok işime yaradı. En çok Beyonce ve Summer Hit'i beğendim. Her ne kadar pek tarzım olmasa da.
http://www.buzzfeed.com/rydon/24-remixes-to-take-your-workouts-to-the-next-level-kbbq
 Beslenme konusunda bazı şeyleri değiştirmeye çalışıyorum. Genel olarak çokta sağlıksız beslendiğimi düşünmüyordum daha önce de tabi tam olarak doğrusu da bu diyemem ama bazı sağlıksız kaçamaklarım vardı ve bunları biraz hayatımdan çıkarmaya çalışıyorum. Zaten Fast Food seven bir insan değilim. Benim için istisnalar vardı onları tamamen bıraktım. Hala denegeli beslenmeye geçemedim belki ama her gün yeni bir şeyler öğreniyorum. Rastgele bir uygulama indirimdim. Adı SparkPeople. Bunu sürekli kullanmıyorum ama yiyeceklerin hakkında bilgi almak için çok iyi. Yiyeceği ve gramını yazdığınızda besin değerlerini görebiliyorsunuz. Ayrıca barkod okutarak ta ekleyebiliyorsunuz.
 Ben denemek için bir günümü tek tek yazdım. Ama kahvaltı, öğle yemeği ve akşam yemeği olarak malesef ayıramadım. Ama günlük ne kadar kalori ve ayrıca protein, yağ, karbonhidrat aldığınızı görebilirsiniz. Amacınıza göre size bir günlük kalori ve besin planı hazırlıyor. Yaşınızı, kilonuzu göz önüne alarak.
 Ayrıca forumu ve tavsiye yazıları da var.
 Onun dışında yaptığını egzersizleri de kaydederek ortalama kalori yakımını da ekleyebilirsiniz.

13 Ekim 2014 Pazartesi

This Week #18

Bir kaç hafta önce camembert peyniri aldım ama hakkında yorumları okuyunca bir acaba kaldı aklımda. Genelde kötü koktuğunu yazmışlar ama kesinlikle biraz olsun öyle bir durum yoktu. Ben fırında yaptım. 200 derecede 20 dakika fırında tuttum. Daha önce bu tür peyniri hiç denemediğimden  acaba yapışır mı veya dağılır mı diye fırın kağıdı üzerine koydum ama hiç gerek yokmuş.
 İçi tamamen erimiş oluyor ve ekmekle çok güzel oldu. Ben tam buğday ekmeği tavsiye ediyorum ama tabi damak tadınıza göre seçmek size kalmış. Kabuğu biraz daha yoğun bir tada sahip. Belki sevmeyenler olabilir ama ben beğendim.
 Bu hafta MVR'de işim vardı. İşim erken bitince de okula geçmeden bir Ma Baker'a uğradım. Bu çörekleri çok seviyorum ve limonatasını. Bu sefer limonlu kekte söyledim fena değildi.
Starbucks'ta aslında bal kabağı ile yapılmış tatlı var mı diye baktım ama yoktu. Bu yüzden bende merak ettiğim blueberry muffin'i denemeye karar verdim ama pek beğenmedim doğrusu. Bana tatlıları çok şekerli geliyor. Ben daha hafif şeyleri seviyorum.
 Ritter Sport'un sütlüsünü çok seviyorum ben. Bu hafta kısa bir süre için 250 gramlık büyük paketi geldi bende kaçırmadım tabi ki. Bu arada kütüphaneden Im Juli'yi aldım. Zaten özellikle Selim Özdoğan romanı almaya gitmiştim. Im Juli'yi izleyeli çok uzun zaman oldu. Fatih Akın filmlerini sevdiğimden bu filmi de izlemiştim. Ama Selim Özdoğan kitabından uyarlama olduğunu bilmiyordum. Her ne kadar filmini izlemiş olsam da kitabını da okumayı seviyorum. Bu arada almanca kursum da başladı. Şimdilik iyi gidiyor gibi görünüyor. Bu sefer derslerimiz ana binada.
 Ispanakla ne yapabilirim diye ararken omleti buldum ve hemen denedim. Ve çok beğendim de ara sıra yapabilirim. Hem oldukça da basit.
http://www.bbcgoodfood.com/recipes/4685/spanish-spinach-omelette
Muz smoothilerde çok kullanılıyor. Bende muz ve fındıklı smoothie yaptım. Spordan sonra çok acıkmıştım ve yemek yapana kadar hafif bir şeyler arayışındaydım. Beğendim de bunu. Bal eklemedim ve tam yağlı süt ile yaptım.
http://www.bbcgoodfood.com/recipes/1760/banana-honey-and-hazelnut-smoothie
 Bu arada markette pırasa görünce hemen aldım. Çünkü bu tip sebzeler çok sık rastlanmıyor. Daha önce hiç pırasa yemeği yapmamıştım ama güzel oldu. Keşke marketlerde yemeklik sebzeler daha çok olsa.
Mall of Sofia'da sinema öncesi aç değildim bu sefer acaba yemek değilde ne yesem diye bakınıyordum. Daha sonra Pasta Point'te meyve olduğunu görünce hemen aldım. Aslında Pasta Point'te makarna da denemek istiyorum aslında çokta bir beklentim yok ama yinede denemek lazım.
Aslında yemeğe Bit Burger'e gitmek istiyordum. Ama yanlışlıkla buraya gelince bari buraya oturalım dedik. K.E.B.A. 'da gitmek istediğim bir yerdi. Biz kapalı bahçesinde oturduk. Orası pek hoşuma gitmedi ama restoranın içerisi güzel. Levrek söyledim yanında da brokoli vardı. Balık kötü değildi ama çok çok beğendim de diyemem. Sofya'da ızgara balık yapan güzel bir yer bulamadığım için şimdiye kadar burası da balık için gidilebilecek yerlerden biri. 
Tatlı denilince aklıma gelen ilk yer. Ben buranın cevizli pastasına bayılıyorum. Ayrıca bu sefer limonatasını da denedim o da çok güzel. Bu hafta bizim hastaneye yakın bir restoranda cevizli pasta denedim ama o hiç güzel değildi. Zaten çokta düzgün bir yer değildi. Hastaneye yakın başka bir yer olmadığından mecburen oraya gitmek zorunda kaldık.

Benim uzun süredir beklediğim film sonunda geldi. Cinayet temasını zaten severim. Aslında fragmanı izlediğimde basit bir cinayet filmi diye düşünmüştüm ama kesinlikle bundan fazlası. Bu filmi çok seven de, nefret eden de var. Ben çok beğendim. Filmin başları yavaş ilerliyor ama bir yerden sonra çok hızlı akıyor. Film uzun 2.5 saat. Ama kesinlikle bu filme değer bence. Kitabını da okuma listeme ekledim bile.
F1'i küçüklüğümden beri pazar sabahları babamla izlerim. Bir çok kişi gibi benimde F1 denilince aklıma Schumacher geliyor. O bırakınca bende izlemeyi bıraktım. Ama bir kaç yıl önce rastgele bu belgesele denk geldim. Sonuçta konusu F1 olunca düşünmeden izlemeye karar verdim ve aslında film değil de belgesel olması bu kadar etkileyici olmasının en büyük nedeni bence. Belki uyarlama bir film olsa bu kadar etkilenmezdim. Geçen gün aklıma geldi yine açtım. F1'e hiç ilginiz olmayabilir ama bence Senna yarış pilotu olmasınında dışında gerçekten bir çok kişiye ilham verebilecek bir insan. Karışıklık içinde bir ülkeden gelmiş olmasına rağmen, bunu saklamak yerine her zaman gururlu ülkesini temsil etmiş ve ülkesince de gurur kaynağı olmuş. Gerçekten çok hırslı ve cesaretli. Takım arkadaşıyla bile rekabet etmekten çekinmiyor. Her ne kadar Prost pek sevilmeyen bir kararkter olarak görünse bile benim hak verdiğim yerler de oldu tabi.
Kısaca ben bu belgeseli F1'e ilgisi olan herkese tavsiye ediyorum. Eğer ilginiz yoksa da belki bu değişebilir.
 
Diğer bir F1 filmi olan Rush'ı ise tavsiye üzerine izledim. Niki Lauda ve James Hunt arasında ki rekabeti ve Niki Lauda'nın kaza sonrası bile pistlere geri dönüşünü izliyoruz. Bu da güzel bir film. diyemem ki çok etkilendim ama bu da ilginç ve güzeldi. Bu da gerçek görüntülerle bir belgesel olmasını tercih ederdim. Karakter seçimi çok başarılı olmuş gerçekten andırıyor. 
Bu arada yeniden F1 izlemeye karar verdim. Gerçi sezonun bitmesine sadece 3 yarış kaldı. Ama bakalım artık yine severek takip edebilecek miyim. Canlı olarak izleyebileceğim bir yer buldum ama bu seferde neden bilmiyorum tam ekran olmuyor. Sanırım farklı bir yerden izlemem gerek. Bu arada ekran görüntüsünde Niki Lauda ile röportaj yapıyorlar.
Uzun süredir uzak kaldığım için kısa bir araştırma yaptım. Şu an Hamilton ve Rosberg çekişmesi var ama beni asıl şaşırtan Alonso ve Raikkonen'in yarışta bu kadar geri kalması. Tabi bu durumları ayrıntılı olarak araştırmadım.
Henüz adapte olmuş değilim ama eskisi gibi tadı yok.
Bu arada bal kabaklı maffin denedim hoşuma da gitti. Ben şeker oranını biraz azaltarak yaptım.
http://www.bbcgoodfood.com/recipes/1660650/pumpkin-passion-cupcakes

Ayrıca okuma listesi yaptım. Bakalım yıl sonuna kadar kaçını bitirebileceğim.

Ekim (Okuduklarım)
City of Bones
City of Ashes

A Storm of Swords Part 1
A Storm of Swords Part 2
A Feast for Crows
A Dance With Dragons
Bir Psikiyatristin Gizli Defteri
The Giver
City of Glass
City of Fallen Angels
City of Lost Souls
Açlık Oyunları
Catching Fire
Mockingjay
The Maze Runner
The Scorch Trials
The Death Cure
The Kill Order
Virus Lethal
The Fault in Our Stars
Anna and The French Kiss
Im Juli
Gone Girl

5 Ekim 2014 Pazar

Kuruyemişler ve Faydaları

Kuru yemişlere bayılıyorum ama aslında günlük 30 gramı geçmemek lazım. Ben her seferinde tartıpta günlük yiyeceğimi ölçsem de bir yerde malesef sırını aşıyorum. Genelde 100'er gram her birinden alıp bitince yanıdan alıyorum. Memnun kaldığım bir kuruyemişçi var hem benim evime de yakın. Ama tabi fırınlanmamış ve tuzsuz almak lazım. Kuruyemişler temel yağ, protein, lif, vitamin ve mineral açısından çok zengin. Bazılarının kalorileri yüksek ama ölçülü olduktan sonra aldığını kalori en azından sağlıklı.  
Yağ oranı bakımından yüksek (ama kalp dostu) ama bizim dikkat etmemiz gerekn doymuş yağlar. Bu yüzden doymuş yağ bakımından yüksek olanları daha az, düşük olanları daha çok tüketerek dengeyi sağlayabiliriz.

Doymuş yağ oranı fazla olanlar
Brezilya Kestanesi
İyi bir selenyum kaynağı. Selenyum, tiroid foksiyonunun daha iyi çalışmasını, bağışıklığın güçlenmesini ve yaraların daha hızlı iyileşmesini sağlıyor. Günlük 3-4 tanesi sizin tüm selenyum ihtiyacınız karşılamaya yeterli. Ayrıca saç sağlığı içinde günde 2-3 tane yemekte fayda var.

Kaju
Demir, çinko ve magnezyum açısından zengin. Yaşa bağlı gelişen hafıza kaybı riskini azaltıyor.

Doymuş yağ oranı orta derecede olanlar
Ceviz
Kansere karşı savaşan antioksidanlar ve omega-3 bakımından zengin. Kalp dokstu ve kötü kolesterol seviyesinin düşürülmesine yardımcı.

Antep Fıstığı
B6 vitamini bakımından zengin, ayrıca hormon seviyesini dengelemeye yardımcı. Göz sağlığını koruyan antioksidanlar, ayrıca potasyum ve lif içerir.

Doymuş yağ oranı düşük olanlar
Fındık
Folat bakımından zengin. Homosistein (kalp sağlığı ve parkinsonla alakalı) bakımından zengin ve normal seviyede tutulmasına yardımcı.

Badem
Kalsiyum ve vitamin E bakımından zengin. Kalp dostu ve cilt sağlına yararlı.

Crocs Work Shoes (Lacivert)

İkinci olarak aklımda lacivert rengini almak vardı. Çünkü bence çok klasik bir renk. Diğer klasik bir renk olan beyazı ise pek almayı düşünmüyorum. Birincisi beyaz hiç sevmediğim bir renk, birde biz beyaz takım giymediğimizden beyaz benim için çokta gerekli değil. 
Ben bu terlikleri hastanede giymek için aldım. Ama şimdiye kadar bir kaç cerrahi bölümünde terlik getirmek zorunluydu bu yüzden evde deneyip rahatlığına hayran kalınca resmen bunları ev terliği yaptım diyebilirim ama tabi amacı yine hastane. 
İki seneden fazla bunları kullanıyorum. Bulaşık yıkarken uzun süre ayakta kalınca rahatlığını baya bir test etmiş oldum. Bir kere ağır değil, genelde dandik plastik muamelesi yapılıyor ama bunların tipinde düz plastik olanlarla karşılaştırdığınızda kesinlikle fark var. Yeni aldığınızda tırtıklı yerleri biraz hissediliyor ama daha sonra alışıyorsunuz. Ben bunları genelde yalın ayak giyiyorum.
Temizlemesi çok kolay, biraz suya tutmak yeterli tozun gitmesi için. Ayrıca çok kolay kuruyor.
 Yani hastanede illaki çirkin bir şey giyeceksem Sabolar yerine kesinlikle Crocsları tercih ederim. Fiyat konusunda bildiğim kadarıyla bazı Sabolarda Crocs'lardan geri kalmıyor.
Yine belirteyim ben kesinlikle bunları dışarıda giymiyorum. Dışarıda giyenlere internette çok fazla laf söyleniyor ama bence isteyen giyer istemeyen giymez. 
Aklımda olan sırada ki modeli bu ama tabi acelesi yok şu an almak için.
2 yıldır kullanıyorum dedim, o zaman 2 yıl kullanımda ne duruma gelmiş onu karşılaştıralım. 
Aldığımda yazdığım yazısı; http://sofyagunlukleri.blogspot.com/2012/06/crocs-work-shoes.html
Ben bunları temizlik yaparkende kullandığım için her türlü temizlik maddesine maruz kaldılar. Bu yüzden üzerinde lekeler oluşmuş, domestostan falandır diye tahmin ediyorum.  
Rengi bana hafif solmuş gibi geldi. Ayrıca çok hafif yer yer kırılmalar var ama ön tarafında değilde, topuk kısmında ve çok az oluşmuş. 
Daha önce fark etmemiştim ama ayrıntılı inceleyince yan kısımlarında sürtünmeden hafif bir erime olduğunu fark ettim. Bunların hepsi çok dikkatli inceleyince belli oluyor.
Ben bunca zaman kullanmaya göre çok memnun kaldım. Fiyatları yüksek evet ama sağlık sektöründe ve benzeri sektörlerde çalışıyorsanız bence çok rahat edersiniz. Ama günlük kullanım için gerçekten de bu kadar para vermeye gerek yok bence. Veya günlük kullanım için daha hoş modellerini tercih edebilirsiniz, benim ayağım rahat etsin diyorsanız.
 Aslında çok fazla çeşidi var ama ülkeden ülkeye hangi çeşitleri olduğu değişiyor.