23 Nisan 2014 Çarşamba

The Books I Have Read Recently #1

Zar Adam 
Sıkıldığım halde kendimi zorlayıp bitirdiğim bir kitap oldu. Kendimi zorlamamın nedeni eğer okumayı bırakırsam kitaplığımda sadece yarım bıraktığım, tamamlanmamış bir kitap olarak kalacaktı ve ben bunu hiç bir kitap için istemiyorum açıkçası.
Diğer bir neden ise bazı kitapları sizi sıksa da sonunda sizi öyle şaşırtabiliyorlar ki bu kitabı sevmenizi sağlayabiliyor.
Bu kitap, başarılı bir pskiologun tesadüf eseri zar atarak kararlar vermeyi denemesiyle başlıyor. Daha sonra tüm hayatını en küçük ayrıntıya kadar zarın kararlarına bırakıp, sadece kendisini değil ayrıca çevresinde ki insanlarında etkilenmesine neden oluyor.
Ben bu kitabı aldığım dönemde beğenen baya bir kişinin olduğunu hatırlıyorum ama bana pek uymadı doğrusu. Ne anlatım şekli ne de konusu tam olarak ilgimi çekemedi. Ama yine de iyi ki bu kitabı bitirmişim.

1q84
İlk başlarında hızlı okuduğum, 2. bölümünde yavaşladığım ve 3. bölümünde bir türlü elimin gitmediği bir kitap oldu.
Kitap bölüm bölüm 2 ayrı kişinin bakış açısından anlatılıyor. Biri lisede matematik öğretmeni, bir diğeri ise spor hocası. Çok sıradan insanlar olarak görünseler de aslında çok büyük sırları var ve istemeden de olsa dış dünyaya kapalı olan bir din organizasyonunun işlerine karışmayı başarıyorlar.
Aslında hikaye çok ilginç ama bana çoğu şey uzatılarak anlatılmış gibi geldi bu yüzden çoğu zaman ilgimi kaybettim. Bir de daha farklı bir son beklentisi içindeydim açıkçası. Diyordum hiç akla gelmeyecek bir şey çıkmalı.

Empati
Bu kitabın yarısını okudum ve malesef Türkiye'de unutmuşum. Şu an ki yerine göre hoşuma gitti. Hiç elimden bırakmak istemeyeceğim bir kitap olmadı ama sıkılmıyorum da şu anlık.
Bu kitap bir kaç özel yeteneğe sahip insanın bir araya toplanmasını anlatıyor. Ama onları bir araya toplayan kişilerinde gizli bir amacı var. Bu özel kişilerden bazıları karşısında ki insanın duygularını renklerle anlamlandırabiliyor. Bazılarının ise seslere karşı yeteneği var.

Yoganın Güzelliği
İnternetten yeterli bilgiye sahip olamayınca aklıma Türkiye'de yoga kitabım olduğu aklıma geldi. İçinde hep ayrıntılı bilgi hem de resimli yoga hareketleri var ben hemen hemen teori bölümünü okudum. Hareketleri yavaş yavaş deniyorum. Daha sonra program hazırlayacağım kendime.
Kitap gereksiz ve uzatılmış bilgiden arındırılmış ve yeni başlayanlar için yeterli bilgiye sahip diye düşünüyorum. Hareketlerde yeni başlayanlara uygun.

Aşka Şeytan Karışır
Hande Altaylı kitaplarını seviyorum. Basit, bazen klişe yerleri olsa da ben severek okuyorum. Bu kitabı lise 2 de okuduğumdan yeniden okusam mı dedim (ki daha önce bir kitabı ikinci kez okumuşluğum yoktur) baktım az sayfa yeniden okudum. Ve aslında olayların ne kadar kısa kısa geçildiğini fark ettim. Ben özellikle sonunu çok beğenmiştim daha önce.
Kitabın baş karakteri Aslı'nın son yakınını olan teyzesini kaybetmesiyle başlıyor kitabı. Teyzesini kaybetmesinin ardından, Ömer'in, hayatına girmesiyle her şey daha da kötüye gidiyor.  Kitaptan bazı beğendiğim sözler var onları paylaşmak istiyorum.

Daha kötüsünün olmayacağını düşündüğünüz anlar hayat şaşırtıcı bir şekilde bunun aksini ispat eder ve siz bir önceki adımda olabilmek için can atarsınız.

Başkalarının hayatını merak etmiyordu ve doğal olarak onların kendisini merak etmesini anlamıyordu.

Bazen söylediği tek bir kelimeyi önemseyip büyüttüğümüz birinin ölümü o kadar etkilemezdi bizi. Ne de olsa söylediği sözde biz vardır ama ölümünde yoktuk.

Yapmam dediğimiz şeyleri yaptıran, söylemem dediğimiz sözleri söyleten bir gücün esiriydik. Ve bu güç bizim içimizde, tohumlarımızdaydı. Bir sınırın çok yakınına gittiğimizde, o sınırın orada olmadığını görüyorduk. Sınırlar mı sürekli değişiyordu; yoksa zaten onlar bizim olmasını dilediğimiz seraplar mıydı.

Olayın ağırlığını hissetmek için nedense üzerine bir uyuyup uyanmak gerekir.

Kendini yargılayan kişi tüm tahrikleri, hafiletici sebepleri dikkatle ele alır, başkasına asla göstermeyeceği bir incelik ve titizlikle en ufak detayı bile hesaplar. Sosyolojisi, psikolojisi işin içine girer gerekirse çocukluğa kadar inilir. Ta ki aranan bahane bulunana kadar.

Birisini kınamaya kalktığında Jülide'nin ''Unutma, başkası yapabiliyorsa bir gün sen de yapabilirsin.'' dediğini hatırlardı.

Mutluluk arıyorsan mutsuzluğu da peşin peşin kabul edeceksin. Ben o kadar cesur olamadım.

Aşkın sadece küçük bir umuda ihtiyacı vardı. O umut olduktan sonra, insan sonsuza kadar bekleyebilirdi.

Doğmak nasıl ölüme doğru koşmaksa her beraberlikte ilk anında itibaren kendi sonuna doğru ilerliyordu.

Söylenene kadar gözardı edebileceğiniz ama söylendiği andan itibaren bir daha asla kaçamayacağınız türdü bir gerçekti.

Zihninin, anılarının, en fenası da hayal gücünün sana işkence etmesine izin vereceksin. Dibe vurman gerekiyorsa küt diye vuracaksın, payına beş ton gözyaşı düşüyorsa, dökeceksin. Nasılsa sonsuza kadar sürmüyordu.

Ama sevildiğini bilmeden ve sadakatten emin olmadan girilen bu nehirdeki akıntılar böyle bir yolculuğa izin vermezdi. Ya egonuz ve beklentileriniz sizi boğardı ya da şüpheleriniz ve korkularınız.
Daha ilk başta nehri geçemeyeceğini anlayıp uzaklaşanlarsa, hayatları boyunca ''acaba yüzebilir miydim?'' diye sormaktan kendilerini alamazlardı.

Öyle çok değer vermediğiniz, ölüp bitmediğiniz biri bile terk ettiğinde kıymete biniyordu. ''Onu bu kadar sevdiğimiz bilmiyorum'' deniliyordu arkasından. Ama aslında konu '' onu sevmek'' değil ''terk edilmeyi sevmemek''ti.

Sevmemenin özrü olurmuş gibi ya da sevilmemenin çaresi...

Diğer insanların çok daha gerçek, çok daha önemli sorunları vardı; çocuklarını kaybediyorlardı, en sevdiklerinin bir hastane yatağında can çekişmesine tanık oluyorlardı... Bir hafta sonra öleceğimi öğrensem de bu kadar acı çekerdim herhalde, diye geçirdi içinden.

Hepimiz ortak bir ruhu kullanıyorduk. İyilik aynı iyilik; kötülük aynı kötülüktü; sadece oranlar insandan insana değişiyordu.

Şu dünyada size yapılmasını istemediğiniz şeyi karşınızdakine yapmanın sayısız yararı vardı.

O ne kadar acı çekerse kendi acısı o denli hafifliyordu.

Belli ki ne söylersem söyleyeyim inanmayacaktı, çünkü inanmak istiyordu.

22 Nisan 2014 Salı

Bitenler - Alınanlar

 Botanics Shampoo - Bu ay sadece bir ürün bitti. O da bu ısırgan otlu şampuan. Bu şampuanı ısırgan otlu bir şampuan araken almaya karar verdim. Marka hakkında hiç bir fikrim yoktu. Fena değildi. Saçları yumuşak yapıyor ve kokusu da kötü değil ama ayrıca bir fark yaratmadı saçlarımda bu yüzden bir daha almayı düşünmüyorum.

Alınanlar
 Artego Feel & Shine - Bunu Çanakkale'de ki kuaförüm tavsiye etti. Kırıkları engelleyici ve parlaklık verici özelliği varmış. Şöyle bir denemek için sürdüm. Hindistan cevizi kokusu var. Çok fazla bir parlaklık fark etmedim ama tam etkisini ileriye doğru belli olacağını düşünüyorum.
 Mill Creek Botanicals Aloe Vera Shampoo - Bunu sırf içinde sodium lauryl sulfate yok diye aldım. Bu maddenin saçlara zararı olduğu biliniyor bu yüzden bir süre kullanıp bir fark var mı yok mu anlarım diye düşünüyorum. Saçlarımı yumuşak yaptı şu an için memnunum ama uzun sürede ayrıca bir artısı olur mu diye merak ediyorum.
 İçinde SLS olmadığında fazla köpürmüyor. Benim saçlarım yağlı olmadığından kullandığımda saçımı yıkama süremde herhangi bir kısalma olmadı. Ama yağlı saçlarda daha kolay yağlanmasına neden olabilir. Tek sorun saçıma yağ sürdüğüm zaten tam olarak çıkarmadığını hissettim 3 kere uygulamama rağmen veya bana öyle geldi. Normal bir şampuanla yeniden yıkadım. Bu yüzden yağ sürdüğüm zaten başka bir şampuanla yıkayıp, sürmediğim zamanlarda bunu kullanmayı düşünüyorum. Ayrıca bu şampuan günlük kullanım içinde uygunmuş, bence de öyle.
En son diş macunumu bitirip bu markanın brillant sparkle olanını almayı düşünüyorum. Ama bunun yarı yarıya indirim olduğunu görünce alıp en azından beyazlık konusunda bir yararı olur mu diye denemek istedim. Diğeri gel kıvamında olması daha çok hoşuma gitmişti bu macun kıvamında.
Fitoval Hair loss Dermatological Shampoo -  Geçen sefer arkadaşım bunu ben damaged hair olanını almıştım. Arkadaşım bunu çok beğendiğini söyledi bende almaya karar verdim. Dengesiz beslenme, stress ve hormonal değişikliklerden kaynaklanan saç dökülmesini azalttığı yazılıyor. Özellikle mevsimsel dökülmelere karşı yararlı olabileceğini düşünüyorum. Ben henüz denemedim ama dediğim gibi yağ sürdüğümde kullanacağım bir şampuana ihtiyacım vardı. Acaba John Frieda mı alsam dedim ama onu da araştırmadan almak istemedim belki ondan da alırım.
Neutrogena Visibly Clear Blackhead Eliminating Daily Scrub - Günlük hafif bir peeling ürününü almayı düşünüyordum. Bu markanın makyaj çıkarıcısı çok meşhur nette ama ben burada bir türlü bulamadım. Bu yüzden bu merak ettiğim bir markaydı. İlk seferde etki maddesi gerçekten doğru ben daha ilk kez denedim ve gerçekten siyah noktaları güzel temizliyor. Hafifçe bastırmadan uygulandığında çok fazla kurulukta yaratmadı. Uzun vadede etkilerini merak ediyorum.
Lavender Essential Oil - Artık tek tek almaya da başladım. Lavanta ile başladım. Birer birer alıp kendim karıştırmayı düşünüyorum.

21 Nisan 2014 Pazartesi

This Week #5

En son yazımda malesef Paskalya için Türkiye'ye gidemeyeceğim demiştim çünkü zaten tatil 4 gün iki günü hafta sonuna geliyordu. Benim için 2 gün yolculuk halinde geçtiğinden 2 gün için gitmeyi göze alamıyordum ama son anda asistanımız erken imza vermeye karar verdi. Ben bunu perşembe günü öğrendim ve gerçekten çok sevindim. Cuma günü bitirmek için bize konu başlıkları yazdırdı. İçlerinden 3 tane konuyu seçip yazmak gerekiyordu. Cuma günü hem test olduk hemde hoca yazdığımız konuları kontrol etti ve ayrıca konularımızdan sorular sordu. Ben gastroyu sevdim ders olarak. Yarında göz hastalıkları başlayacak.  
 Piano dersi çıkışı o kadar acıkmıştım ki evde bir şeyler hazırlamakta zor gelince markete uğrayıp dondurulmuş pizza aldım. Dondurulmuş pizzalar pek güzel olmuyor zaten. Birde ben bunu fazla tuttum galiba kenarları biraz kuru olmuş ama pratik olması çok iyi.
 Eskiden konserve mısır alıp salatalarda kullanıyordum ama bugünlerde dondurulmuş alıyorum. Tereyağı ekleyip mikrodalgada ısıtıyorum ve tuz ekliyorum ve çok sevdiğimi de eklemem lazım aldığım zamanlarda iki günde bitiyor koca paket. Konserve olunca açtığında çok çabuk bozuluyordu ve atmak zorunda kalıyordum. Dondurulmuşu henüz salatada denemedim.
 Türkiye'ye gidince hemen uykusuz alıyorum. Ve her gün Türk kahvesi içiyorum. Annem gerçekten güzel yapıyor. Öyle olsun böyle olsun derken gerçekten istediğim gibi oluyor. Tabi bunu ben yapmayı denedim ve olmadı da. Karıştırarak yapmak gerekiyormuş. Anneme geçen anneler günü Türk kahvesi makinesi almıştım annem istersen götür diyor ama zaten sadece Türkiye'deyken içiyorum o da yetiyor.
 Türkiye'ye gelince yeşil kahve diye bir şey duydum şu sıralar Türkiye'de çok popülermiş. Bende merak ettim ve aldık ama hiç beğenmedim. Sanırım zayıflama özelliği falan varmış. Netten kısaca baktım ama çok ilgimi çekmedi.
 Türkiye'de olmanın bu tarafını çok seviyorum. Sınırsız yeşillik, sebze. Bu arada geçen Sofya'dan semiz alıp tadı yok demiştim gerçekten bazı şeylerin Türkiye'de tadı var sanırım.
 Çarşıda uykusuzun cildini görünce alalım dedim. Normalde toplu ciltleri D&R'dan alırım internetten çok ucuza geliyor ama bu sefer zamanım yoktu sipariş vermeye artık yaza çıkan ciltlerini alırım.
 Bizde katı meyve sıkacağı var ama pek sık kullandığımız bir şey değil. Ama bu sefer baya sık kullandık. Bu kivi ve elma karışımı.
 Tepeden Çanakkale.
 Annemler at çifliğine gitmeyi çok istedi. Daha henüz tam olarak açılmamış. Küçük bir kafesi var. Baya at var serbest olarak ta. Ayrıca midillilerde var.
 Ama ben hiç beğenmedim burasını açıkçası.
 Zaten gitmeye pek hevesli değildim.
 Havuç ve elma karışımı.
 Çiğköfteyi sardığımdan bahsetmiştim. Ama geçen Sofya'da aldığımda marullar düzgün yıkanmamış gibi geldi soğudum. Belki de bana öyle gelmiştir ama hiç içime sinmedi. Malesef bende öyle bir şey var bir şey olunca bir daha canım istemiyor. Daha önce bu Subway'de de olmuştu. Peyniri kötüydü bir daha hiç oradan almadım sevdiğim halde.
 Bu dergiyi çok merak ediyordum. Sofya'da ingilizcesini bulsaydım alacaktım. Ve beğendim de dergiyi bundan sonra fırsat buldukça alacağım. Ayrıca goodFood dergisini merak ediyorum ama sanırım Türkiye'de yok internetten de bilgi bulamadım.
 Hollanda waffle'ı görünce dikkatimi çekti. Güzeldi de karamelli.
 
 Bu tarifi blogilatessen almıştım ama Sofya'da bir türlü taze nane bulamadığımdan yapamadım. Bir kaç saat bekletince gerçekten güzel oluyor. Ben buz eklemek yerine buzdolabında beklettim.
 Bulgur pilavına ne ekleyebilirim derken aklıma bezelye geldi. Evde havuz falanda olsa ekleyecektim ama yoktu.
 En son hazırlıkta herhalde Türkiye'den sucuk getirmiştim. Bu sefer bir değişiklik olsun dedim. Salça, zeytinyağı ve kekiği karıştırıp ekmeğe sürdüm. Kaşar ve sucukta ekleyip fırınladım.
 Tatil dönüşü kapıda kart bulmak güzel :)
 Aşka Şeytan Karışır'ı lise 2 de okumuştum ve hoşuma gitmişti. Geçen arkadaşımla kitap hakkında konuştuk acaba yeniden okusam mı diyordum baktım zaten 180 sayfa. Okudum zaten hızlı okunan bir kitap.
Yoga uygulamalarında tam anlamıyla yararlanamayınca bende kitabı olduğu aklıma geldi. Ben çok ayrıntı bilgi var hemde hareketlerini resimli olarak gösteriyor. Evde kendimi zorlamadan denemeye başladım. Kitapta ki tüm hareketleri denedikten sonra program halinde çalışmaya başlayacağım. Burada Yoga dersine gitmeyi düşündüm ama zaten fazla zamanım yok ona bir de sanırım zaman ayıramayacağım. Evde yapmak çok zamanımı almayacak. Tabi kendimi çok zorlamam lazım. Hemde kitapta kiler çok zor hareketler değil. İleride ders almayı düşünebilirim.
 Ben normalde Ülker çikolata seven bir insanım ama bu sefer hoşuma gitmedi bende Toblerone aldım.
Kaç yıldır çağla yemiyorum hatırlamıyorum bile. Çağla sezonu çok kısa olduğundan hep kaçırıyordum. Annemler geçen yıl şoka koymuşlar ama tadı kaçmıştı. Bu yıl sonunda yiyebildim.

Onun dışında burada bahsetmedim ama. Bildiğiniz gibi yarı donem tatilinde bileğim burkuldu. Sofya'ya döndükten 15 gün sonra ayak tırnağımın altında hematoma çıktı. O gün herhangi bir darbeye mazur kalmadığı halde. Sofya'da doktora gittim zamanla geçicek dedi. Dermatoskopla baktı. Tırnakta bir sorun yok ayakkabıdan olmuş olabilir dedi. Kan testlerimi da yaptırdım bir sorun çıkmadı b12 değerleri da normal düzeyde.

Her zamanki gibi kumpir, balık ve biga köftesine doydum bir süre idare eder onlar beni :)
Bu arada Survivor'ı izledim. Oyunları izlemesi gerçekten eğlenceli ama onun dışında ki konuşmalar falan değil.

Postcrossing #78

 Sweeden - Lithuania

 Australia - USA - Belarus

 Germany - USA - Germany - France